6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine dayanılarak yayımlanan Seri: B Sıra No: 20 Tahsilat Genel Tebliği ile vergi dairelerince takip edilen bazı kamu alacaklarının yıllık %29 tecil faizi uygulanarak taksitlendirilmesine imkân tanınmıştır.
Düzenleme, yüksek finansman maliyetlerinin yaşandığı bir dönemde mükelleflere önemli bir ödeme kolaylığı sağlamaktadır. Ancak uygulama başlamasıyla birlikte, Tebliğin açıkça cevap vermediği önemli bir hukuki sorun da gündeme gelmiştir:
Tahsil zamanaşımına uğramış vergi borçları da tecil başvurusuna dahil edilmeli midir?
Bu soru, yalnızca teorik bir tartışma olmayıp binlerce mükellefi doğrudan ilgilendirebilecek sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Tahsil Zamanaşımı Nedir?
6183 sayılı Kanunun 102 ila 104 üncü maddelerinde tahsil zamanaşımı düzenlenmiştir.
Kanuna göre, belirli süre içerisinde tahsil edilmeyen ve zamanaşımını kesen veya durduran bir işlem bulunmayan kamu alacaklarının cebren tahsil edilmesi mümkün değildir.
Başka bir ifadeyle;
Tahsil zamanaşımına uğrayan bir kamu alacağı ortadan kalkmasa bile Devletin cebri tahsil yetkisi sona ermektedir.
Bu nedenle tahsil zamanaşımı, mükellef açısından önemli bir hukuki güvencedir.
Tebliğ Zamanaşımına Uğramış Borçları Açıkça Düzenlemiyor
Seri: B Sıra No: 20 Tebliği incelendiğinde;
- hangi tarih itibarıyla vadesi gelen borçların kapsama alındığı,
- başvuru süresi,
- uygulanacak faiz oranı,
- taksitlendirme şartları
ayrıntılı olarak düzenlenmektedir.
Buna karşılık Tebliğde;
"Tahsil zamanaşımına uğramış alacaklar kapsam dışındadır."
şeklinde açık bir hüküm bulunmamaktadır.
İlk bakışta bu eksiklik önemsiz gibi görünse de uygulamada ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Vergi Daireleri Zamanaşımı Analizi Yapmadan Borç Listesi Oluşturuyor
Uygulamada vergi daireleri, mükellefin sistemde görünen tüm vadesi geçmiş borçlarını esas alarak tecil hesaplaması yapmaktadır.
Ancak sistem;
- hangi borcun tahsil zamanaşımına uğradığını,
- hangisinin zamanaşımını kesen işlemler nedeniyle halen tahsil edilebilir durumda olduğunu
otomatik olarak ayırmamaktadır.
Çünkü tahsil zamanaşımının tespiti;
- her alacak için ayrı değerlendirme yapılmasını,
- ödeme emirlerinin,
- haciz işlemlerinin,
- yapılan ödemelerin,
- açılan davaların,
- zamanaşımını kesen diğer işlemlerin
tek tek incelenmesini gerektirir.
Dolayısıyla çoğu dosyada zamanaşımı ancak ayrıntılı hukuki inceleme sonucunda belirlenebilir.
Mükellef Fiilen Tüm Borçları İçin Başvuru Yapmak Zorunda Kalıyor
İşte uygulamadaki temel sorun burada ortaya çıkmaktadır.
Tebliğden yararlanmak isteyen mükellef;
hangi borcun zamanaşımına uğradığını bilmediği için sistemde görünen bütün borçlarını kapsayan bir tecil talebinde bulunmaktadır.
Bu durumda şu soru gündeme gelmektedir:
Zamanaşımına uğramış olabilecek bir borcun da tecil talebine dahil edilmesi, mükellefin bu borcu kabul ettiği anlamına gelir mi?
Tecil Talebi Zamanaşımından Feragat Sayılır mı?
Vergi hukukunda zamanaşımı, özel hukukta olduğu gibi tarafların serbestçe tasarruf edebileceği sıradan bir kurum değildir.
Tahsil zamanaşımı;
- kamu gücünün kullanılmasını sınırlar,
- hukuki güvenliği sağlar,
- idarenin belirsiz süre boyunca tahsil yetkisini sürdürmesini engeller.
Bu nedenle mükellefin, hangi borcun zamanaşımına uğradığını bilmeden yaptığı genel bir tecil başvurusunun otomatik olarak zamanaşımından feragat anlamına geldiğini söylemek isabetli olmayacaktır.
Aksi yorum;
hukuki güvenlik ilkesini zedeleyebileceği gibi mükellefin bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir başvurunun ağır hukuki sonuçlar doğurmasına yol açabilir.
Vergi İdaresinin Önce Zamanaşımı İncelemesi Yapması Gerekmez mi?
Kanaatimizce uygulamanın en tartışmalı yönü budur.
Tecil edilecek alacağın öncelikle;
- tahsil edilebilir nitelikte olması,
- tahsil zamanaşımına uğramamış bulunması
gerekir.
Dolayısıyla idarenin, tecil kapsamına alınacak borçları belirlerken tahsil zamanaşımı yönünden ön değerlendirme yapması hukuk devleti ilkesi bakımından daha uygun olacaktır.
Aksi halde;
zamanaşımına uğramış olabilecek alacaklar da ödeme planına dahil edilmekte ve gereksiz uyuşmazlıklara zemin hazırlanmaktadır.
İleride Yargıya Taşınabilecek Bir Tartışma
Bu konu önümüzdeki dönemde vergi yargısının önüne gelebilecek önemli uyuşmazlıklardan biri olmaya adaydır.
Özellikle şu soruların yargısal içtihatlarla açıklığa kavuşması beklenebilir:
- Tecil talebi borcun ikrarı niteliğinde midir?
- Tecil talebi tahsil zamanaşımını keser mi?
- Zamanaşımına uğramış alacak için yapılan tecil işlemi hukuken geçerli sayılabilir mi?
- Vergi idaresi zamanaşımı incelemesi yapmadan tecil kararı verebilir mi?
Bu soruların cevapları yalnızca mevcut uygulamayı değil, gelecekte yapılacak benzer yapılandırma ve tecil düzenlemelerini de etkileyecektir.
Sonuç
%29 faizli tecil uygulaması, ekonomik açıdan mükelleflere önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Bununla birlikte, tahsil zamanaşımına ilişkin belirsizlikler uygulamanın en zayıf noktalarından birini oluşturmaktadır.
Vergi dairelerinin sistemde görünen tüm borçları esas alarak işlem yapması, zamanaşımına uğramış olabilecek alacakların da başvuru kapsamına girmesine neden olabilmektedir.
Kanaatimizce, hukuki güvenlik ilkesinin gereği olarak idarenin tecil işleminden önce alacakların tahsil kabiliyetini değerlendirmesi ve tahsil zamanaşımına uğradığı tespit edilen borçları işlem dışında bırakması daha isabetli olacaktır.
Aksi yaklaşım, hem mükelleflerin zamanaşımına ilişkin haklarının tartışmalı hale gelmesine hem de yeni yargısal uyuşmazlıkların doğmasına neden olabilecektir.